Ünlülerin Estetik Cerrahından İtiraflar

Aşağıda dünyanın önde gelen estetik cerrahlarından Dr. Cap Lesesne'nin mesleğinin inceliklerine ve perde arkasına dair yazdığı Ünlülerin Estetik Cerrahından İtiraflar adlı kitabından alıntılar okuyacaksınız. Dr. Lesesne'nin kendi kaleminden...

Kitaptan alıntılar:


Hepimiz dış görünüş, yaşlanma ve zaman konusunda aynı korkuları paylaşıyoruz. Dış görünüşümüz veya ilerleyen yaşımız yüzünden kaybedebileceğimizi düşündüğümüz sevgi, güvence, tutku veya cinsel çekiciliğimiz konusunda endişeleniyoruz. Erkek hasta istediği rolü alamıyordur. Kadın hasta kimsenin ona çıkma teklif etmemesinden şikayetçidir. Erkek hasta altı aydır egzersiz yapmasına rağmen hâlâ karnı sarkıyordur. Kadın hasta bana boşanma sonrasında veya menopoza girmeden hemen önce gelmiştir. Erkek hasta bana tam terfi etmeye adayken, veya terfi alamadıktan sonra gelmiştir. Kadın hasta, kocası bunu bilmemesine rağmen, onu aldatmak üzeredir; aslında bunu kendisi de henüz bilmiyordur.

________________________________________

Dudaklarına Restylane enjekte etmeden önce hastalar, "Lütfen ağzımı Melanie Griffith'inki gibi yapma," derler. Veya bana, "Meg Ryan'a ne oldu?" diye sorabilirler. (Adı geçenler arasında Angelina Jolie de var, ama görünüşe göre onun dudakları doğal.) Hastalarımın hedefi estetikli olduğu açıkça belli olan bir görünüm değil; incelikli bir değişim onları mutlu ediyor. Benim temel estetik prensibim "doğallık"tır. Yüz ameliyatları için, iki yönlü bir hedef izlerim: hastamın olağanüstü görünmesini sağlamak ve neden olağanüstü göründüğünden kimsenin şüphelenmemesini sağlamak.

________________________________________

İşte başka bir efsane: Estetik ameliyat olanlar bu konuda karmaşık şeyler hisseder. Hayır, bu doğru değil, çoğunlukla böyle olmaz. Estetik ameliyat geçirmemiş olanlar, geçirmiş olanların nedenlerini gereğinden fazla incelerler. Hastalarımın çoğu için bu basit bir karardır. Kendilerini rahatsız eden bir şeyi düzeltmek isterler. O kadar. Freudcu analizler, derin düşünmeler söz konusu değildir. Estetik cerrahiyi eleştiren neredeyse her dergi makalesi, hiçbir zaman böyle bir istek duymamış kişiler tarafından yazılmıştır.

________________________________________

Fiziksel görünümü, genlerin doğal ifadesini değiştiriyoruz. Birinin çok iyi görünmesini sağladığında, gerçekte böyle görünmediklerini unutmaya başlıyorlar. Sonra kadın evleniyor, çocuğu oluyor, ve aniden bebek ortaya çıktığında bebeğin çirkin olduğunu görüyor.

________________________________________

Göğüsleri "Ptoz" (sarkma) için ölçtüğümüzde, sternum çizgisinden - köprücük kemiklerinin arasında yer alan göğsün ortası - göğüs ucuna kadar olan mesafeyi ölçeriz. (Tabii bu büyük ölçüde, yalnızca bakarak da yapılabilir.) On dokuzla yirmi bir santim arası bir mesafe normal sayılır. Mesafe eğer bundan daha fazla ise göğüsler sarkık demektir.

________________________________________

Bir kadının yüzünde işe başlanılacak ilk yer, kırk iki yaş civarında, gözkapaklarıdır. (Bu her yüz için geçerli değil tabii ve çeşitli etkenler -güneş, sigara ve genetik en başta yer alıyor- bunun gerçekleşme yaşını etkiliyor). Bir gözlemcinin bu değişikliği kaydetmemesi mümkün değil, çünkü bir yüze bakarken doğal olarak önce gözlere bakarız. Eğer kadının gözkapaklarında fazlalık varsa, göz aralığı zamanla daralır. Göz kaldırma -aslında gözkapağı kaldırma- ameliyatı yaptığımda, bu daralma kısmen giderilmiş olur: Üst gözkapağından deri ve yağ alırım, bu da gözlerin yeniden açılmasını sağlar ve hasta anında daha genç görünür.

________________________________________

Yüzdeki çizgiler ilk olarak otuzlu yaşlarda belirmeye başlar, sonra çoğalarak kırklı yaşlarda gerçekten belirgin hale gelir - hangileri olduğunu biliyorsunuz: Kaz ayağı , glabelar çizgiler (kaşların arasındaki dikey çizgiler) ve ağız kenarındaki çizgiler. Ağız köşelerinden burun deliklerinin dış kenarlarına doğru uzanan ve daha derin olan burun ve dudakla ilgili (nasolabial) kıvrımlar daha çok kırklı yaşların sonlarına doğru gerçekten belirmeye başlar ve ellili yaşlarda göze çarpar hale gelirler, üst dudağa uzanan dikey çizgiler de öyle. (Her iyi plastik cerrahın bildiği temel bir kavram vardır: Kırışıklar kasılan kasa dikey olarak oluşurlar.)

Boynun sarkması da yine kırk beş yaş civarında başlar, bunu çene hattı takip eder. Tabii güneş altında çok zaman geçirenler için bütün bu bozulma, bunu söylediğim için üzgünüm, daha erken gerçekleşir.

________________________________________

Bir gün seksen yaşındaki İtalyan bir bayan muayenehaneme gelmişti. Tanınmış bir simaydı: Onu düzenli olarak Madison Avenue'da, gösterişli Valentino elbiseler ve ince topuklu ayakkabılar içinde görürdüm. Biraz konuştuktan sonra bana "acil göğüs implantlarına" ihtiyacı olduğunu söyledi.

"Acil mi?" diye sordum.

"Bir hafta içinde seksi genç bir adamla randevum var," dedi. "Evet, bu bir acil durum!"

________________________________________

Stanford'da transseksüel vakalara baktığım onca zamanın benim gözlerimi açmış olduğunu, bir transseksüeli muayene odasına doğru giderken yanımdan geçer geçmez tanıyacağımı düşünebilirsiniz. Özellikle de o kalın bileklerle.

"Sırtınıza göğüs implantları istiyorsunuz," diye tekrar ettim.

"Evet," diye gürledi. "Sevgilimle seks yaparken tutabileceği bir şeyler olması için."

Bunu gözümde canlandırmak benim bir dakikamı aldı, siz de zorlanabilirsiniz, o yüzden ben açıklayayım:

Adam kadın gibi giyinir. Adamın sevgilisi de erkektir. Ama sevgili - eşcinsel bir erkek - bizim adamla seks yaparken, bir kadınla seks yaptığını hayal edebilmek için tutacağı göğüsler olmasını ister...

________________________________________

Gezmeyi seven kırk altı yaşında bir kadına kolları için liposuction yaptım, o kadar memnun kaldı ki basenleri (dış bacaklar) ve karnına da liposuction yaptırmak için tekrar geldi. Bana barlara gitmeyi ve erkekleri sevdiğini, ama onlarla yattığında karnı yüzünden kendini rahatsız hissettiğini söyledi. Aylar sonra geri döndü ve kalçalarını ve karnını gösterdi. "Ne kadar ince olduğuma inanabiliyor musun?" Bana seks hayatının iyiye gittiğini söyledi. "Erkekler artık bana farklı gözle bakıyorlar."

________________________________________

Her iki veya üç ayda bir, Delta Havayolları'yla Cuma akşamları JFK Havaalanı'ndan Atatürk Havaalanı'na uçar, şehir merkezindeki Swissotel'e bir taksi çevirir, duş alır, kahvaltı eder, sonra o akşam sekize kadar konsültasyon isteyenlerle görüşür, Boğaz'a - şehri ikiye bölen, Avrupa'yı Asya'dan ayıran o büyülü boğaza - nazır bir akşam yemeği için arkadaşlarla dışarı çıkar, belki gece yarısına kadar bir kafeye gider, iyi bir uyku çeker, ertesi gün başka hastalarla görüşür, Pazar gecesi de New York'a uçardım.

Yolculuklarımdan birinde, çok sayıdaki yakın Türk arkadaşım için bir kokteyl partisi vermeye karar verdim. Ama kimi davet ettiğim konusunda dikkatli olmalıydım: İstediğim herkesi çağıramazdım çünkü epeycesini ameliyat etmiştim, ve partiye gelmek kendilerini "ifşa" etmek olurmuş gibi hissedebilirlerdi. Ama aralarından seçebileceğim kadar çok yakın arkadaşım vardı, ve çoğu hastamın ailesinin birçok neslini - ebeveynler, torunlar, vs. - tanımıştım. Konuklarımı Çırağan Sarayı'nda, Boğaz'a yukarıdan bakan göz kamaştırıcı ışıltılı havuzun yanında ağırladım.

Bu güzel ve büyüleyici ülke ilgimi yıllar önce, hali vakti yerinde zaten çok güzel olan iki Türk kadını göz kapağı kaldırma ameliyatı için bana geldiğinde çekmişti. Sonuçtan memnun kaldılar ve beni arkadaşlarına tavsiye ettiler. Ardı arkası kesilmeyen çekici Türk hanımlarının muayenehanemdeki geçit töreni neredeyse gülünç hale gelmişti: Çoğunlukla koyu renk saçlı, yeşil gözlü, güzel hanımlardı, zarif, kibar ve zekiydiler. Bazılarının sahip oldukları mücevherleri ve Chanel markalı ürünleri yığsanız herhalde boylarını aşardı. Kısa sürede, Türkler'den oluşan kadınlı erkekli ciddi bir hasta grubum olmuştu. Başlangıçta Park Avenue'daki muayenehaneme geliyorlardı (çoğu dünyanın her yerine yolculuk eden insanlardı, aralarında uluslararası işadamları ve işkadınları vardı, sık sık New York'dan geçiyorlardı, hatta bazılarının New York'da evleri vardı), ama konsültasyon isteyenler için ben de sık sık Türkiye'ye gidiyordum. İstanbul'a yaklaşık otuz kez gitmişimdir, şehri oldukça iyi tanıdım. Özellikle sanat ve mimarisini beğendim. Orada geliştirdiğim sayısız dostluk yüzünden, nüanslarını anlayabilmek için Kuran'ı bile okudum. Özellikle Türk kadınlar kısa ifadelerle iletişim kurma eğilimindedirler. Bana çoğu kez, "Oh, Cap, ne demek istediğimi anlıyorsun," derler. Aslında ne demek istediklerini mutlaka anlamam gerektiğini düşünürler.

________________________________________

Bir zamanlar mankenler, hem fotomodeller hem de podyum mankenleri, doğuştan güzeldiler, harika kemik yapıları ve el değmemiş vücut şekilleri vardı. 1980'lerden başlayarak, bu durum kural olmaktan çok istisna haline gelmeye başladı. Muayenehane koşullarında yapılan ameliyatlardaki patlama, daha iyi kontrol olanakları ve daha iyi ilaçlar estetik cerrahi sonuçlarının iyileşmesine yol açtı. Aslında, teknolojideki gelişmeler estetiği de ilerletti - bu trend bugün de devam ediyor: Enjeksiyon yöntemleriyle, artık genç kızlar ve yirmili yaşlarının başındaki kadınların (daha yaşlı kadınları söylemiyorum bile) on dakikada sahip olabilecekleri daha kalın dudaklar için muayenehaneme gelmesi olağan hale geldi.

________________________________________

Hareketlenen sosyal hayatım bana mesleki bazı yararlar sağlamaya başlamıştı. Önde gelen manken ajanslarından birinin menajeriyle tanışmıştım, mankenlerinden bazılarını bana göndermişti. Başta ne kadar çok mankenin, top modeller de dahil, ameliyat olduklarına inanmak benim için zor oldu. Çoğunlukla kalçalarına ve basenlerine liposuction yaptırmak istiyorlardı, ara sıra da göğüslerine implant koydurmak istedikleri de oluyordu...Her manken teknik açıdan güzel değildir. Örneğin Isabella Rosselini klasik bir güzel değil, ama iyi fotoğraf verir. Çoğu tanınmış mankenin asimetrik bir yanı vardır - örneğin Lauren Hutton ve ön dişlerindeki o meşhur ayrık. (Cindy Crawford'ın benini ve o beni almayı ne kadar istediğimi de düşündüm; bunun onun kariyerine yardımı olduğunu biliyorum, ama ne gibi bir cazibesi olduğunu anlayabilmiş değilim.) Teknik mükemmelliğe en yakın manken Gisele Bundchen olabilir, ama onun bile göz kapaklarında fazlalık var.

________________________________________

Dünyaca ünlü fotoğrafçı Francesco Scavullo Cosmopolitan'ın kendi imzasını taşıyan kapak resimlerini fotoğraflayarak isim yapmıştı ve şimdi de Victoria's Secret'ın basın kampanyası için Danimarkalı bir mankenin resimlerini çekiyordu. Francesco Scavullo telefonda bana mankenin string bikini giydiğini ve kendisinin kalçalarda stringden dışarı taşan azıcık bir yağdan dolayı rahatsızlık hissettiğini söylüyordu. Tabii ki ne demek istediğini anlamıştım: Plastik cerrahlar, moda fotoğrafçıları ve mankenler diğerlerinin algılayamayacağı kusurları görürler... Bunu gülünç bulmamak elimde değildi. Anna'yı bu bikini içinde gören her erkeğin herhalde ağzı sulanırdı; her kadın bu vücuda imrenirdi, azıcık yağ taşıyorsa ne olmuş. Ama işler böyle işte. Anna, Scavullo'nun, Victoria's Secret'ın, ve reklamı görecek olan dergi okuyucularının mükemmeliyetçiliğinin kurbanı olmuştu.

________________________________________

Ama en muhteşem kadınlar bile göğüs implantları yaptırıyorsa, bu bir estetik cerrahın bile sorması gereken bir soruya yol açıyor: Herkes gerçekten de bir çeşit fiziksel güvensizlikten mi mustarip? Mesleki gereklilikler bu denli ağır mı? Kültürümüzdeki değiştirilmiş (yani düzeltilmiş) güzellik standartlarının baskısı altında herkes değiştirmesi gereken bir şeyleri olduğunu mu düşünüyor…ya güzelsindir, ya da bir hiç, herkes bu şekilde mi düşünüyor?

Evet.

Görünüm olarak ne kadar mükemmel olurlarsa olsunlar, herkesin kendisini rahatsız eden bir yanı olduğunu gördüm. Bir takıntı. Size göre önemsiz olan bir şey, ama onlara göre değil. Gıdı, basenler, gözkapaklarında fazlalıklar, gözaltı torbaları, burunda kemer, küçük göğüsler, büyük göğüsler, asimetrik göğüsler, erkeklerde büyük göğüsler, liste uzayıp gidiyor. Pek de varlıklı olmayanlar veya çok varlıklı olanlar, ortalama görünümde olanlar ve ayaklarınızı yerden kesecek kadar göz kamaştırıcı olanlar. Herkes.

________________________________________

Benim için PCR'ımı (Plastik Cerrah Radarı) kapatmak kolay değil ve cerrah kardeşlerim arasında bu konuda yalnız olmadığıma inanıyorum. Bir beysbol vurucusu bel yüksekliğinde bir hızlı vuruş gördüğünde buna vurabilirim diye düşünür; bir yazarın kulağına hatırlanmaya değer bir konuşma çalındığında bunu yazabilirim diye düşünür; ben bir yüz gördüğümde bunu düzeltebilirim diye düşünürüm. Bir yüz görür görmez - canlı olsun, bir fotoğrafta, tabloda veya heykelde olsun - hatların ve vurguların senfonisini, bu yüze ilişkin neyin hoş olup neyin olmadığını değerlendirmemek (çoğu zaman) elimde değil. En önemlisi bir yüz tamircisi olarak tıp, anatomi, estetik, algı ve görme psikolojisi konusunda bildiklerimle, yüzü daha cazip hale getirmek için değiştirilebilecek şeylere kilitlenmekten kendimi alıkoyamıyorum.

________________________________________

Cerrah olmaması gereken cerrahları da izledim. Oyalanırlar. Hazırlıklı değillerdir. Çoğu kez en kendini beğenmiş olanlar da onlardır. (Geri kalan bizlerin aksine, bir şey yanlış gidebilir diye sürekli dehşet içinde değillerdir.) Her şeyi bildiğinizi düşündüğünüzde, yeterince alıştırma yapmazsınız. Veya titiz davranmazsınız. Kendini üstün gören, büyüklük taslayan bir cerrahi şefi tanıyorum; sıkça yapılan, genellikle basit bir ameliyat olan fıtık ameliyatı yapacaktı ve ameliyattan önceki dakikalarda ameliyathanede bulunmasına gerek olmadığını düşünmüştü. Onüç yaşındaki hastasına anestezi yapılırken kendisi ofisinde oturmuş kahve içiyordu. Ameliyathanede yalnız olan anestezi uzmanı hastanın hava yolunu kontrol altında tutamadı. Nefes borusunun içine (solunum için) tüp sokarken, tüpün nereye doğru gittiğini tam olarak görememişti. Larenks kaslarında spazm ortaya çıktı ve hastanın oksijen düzeyi düştü, bu çocuğun kalp krizi geçirmesi ve ölmesiyle sonuçlanan bir felaketler zincirini başlattı. Eğer cerrah ameliyathanede olsaydı, acil bir trakeotomi yapabilirdi; bu bütün ruhsatlı cerrahların stajlarının ilk yılında öğrendikleri bir işlemdir.

________________________________________

Zaman.

Sürekli olarak etkisini hepimizin üzerinde gösteriyor, ama bazen sanki bazılarına karşı daha acımasızmış gibi görünüyor. "O belirli yaşa" ulaşan çok sayıda kadına, toplum tarafından, özellikle de erkekler tarafından, değerini kaybettiği, hatta görünmez olduğu hissettiriliyor. (Bu belki de gençlik takıntısı olan Amerika'da diğer ülkelere göre daha geçerli.) Bu kadınlara yaşları yüzünden hak ettiklerinden az değer verilmesi onlar açısından şanssız bir durum olmakla kalmıyor, aynı zamanda biz toplum olarak bu kadınların sunabileceği hatırı sayılır katkıları da gözden çıkarmış oluyoruz.

Ama çok şükür, son on ila yirmi yıl boyunca gerçekleşen kadınlar açısından birçok olumlu gelişme sayesinde, "belirli yaşta" olan daha çok kadın, hayatlarının ikinci yarısına ilişkin hiç olmadıkları kadar iyimserler; bu dönemi eksilmeyle değil, fırsatla, kendini ifade etmeyle ve özgürlükle tanımlamak mümkün. Boşanmadan ya da bir trajediden sonra, bazı kadınlar - hepimizde olduğu gibi - kendilerini hayattan geri çekerler. Yas sürecini yaşamak doğaldır ve önemlidir. Ama bu süreç bittiğinde (veya en azından başa çıkılabilir duruma geldiğinde), birçok kadın hayatı dolu dolu yaşama kararı alıyor - çoğu kez daha önce görülmemiş bir kararlılık ve içtenlikle.

________________________________________

Erkekler plastik ameliyata giren eşlerine nadiren eşlik ederler. Bu yüzden karısına eşlik eden bir koca olduğunda, bu hoş bir değişikliktir. Bir sabah kırklı yaşlarda güzel bir çift gelmişti. Kadın yüzünü gerdirmek istiyordu. Kadına baktım, farklı ışıklar altında onu inceledim, kendisinin gençlik fotoğraflarını görmem gerekeceğini söyledim, sonra da ona yüz germe ameliyatının içerdiklerini detaylı olarak anlattım.

Bütün bu süre boyunca kocası orada öyle oturdu, tek bir kelime etmedi, beni tartıyordu.

O öğleden sonra, ofis yöneticim Tanya kadının kocasının telefonda olduğunu ve ertesi gün gelip gelemeyeceğini öğrenmek istediğini söyledi. Tanya'ya olur dedim.

Ertesi gün adam yine muayenehanemdeydi - ama bu kez Hollandalı kız arkadaşına eşlik ediyordu, kız göğüs kaldırma ameliyatı olmak istiyordu.

________________________________________

Bir Cuma gecesi Nicole'le Yukarı Batı Yakası'ndaki The Rave'e gitmiştik. İçeride bizi muhteşem müzik ve canlı bir sahne karşıladı. İşten geliyordum ve aşırı muhafazakâr Ortabatılı bir elbise giymiş, kravatımı gevşetmiştim, müzik gümbür gümbürdü ve bir anda kendimi iki adam tarafından kuşatılmış halde buldum; birinde bir sürü küpe deliği ve dövme vardı, diğeri ise deri giyinmişti. Tabii alkol su gibi akıyordu ve daimi müşteriler banyoya sayısız yolculuk yapıyorlardı, bu yolculukların kendilerini ferahlatmakla hiçbir ilgisi yoktu. Moda fazlasıyla frapandı. Her zaman insanlarda farklılıklardan çok benzerlikleri görme eğiliminde olmama rağmen, kendimle yanımda oturan iki adam arasında çok az benzerlik olduğundan oldukça emin olduğumu hatırlıyorum.

Bir dakika sonra kadın kıyafetleri giymiş bir grup adam yanımdan geçti … ve içlerinden biri duraksadı. Duraksamasının nedeni belli ki bendim.

Hastalarımdan biriydi.

Tutucu bir yer olan Yukarı Doğu Yakası'nda oturuyordu. Bir bankacıydı. Bulabileceğiniz en dosdoğru adamdı. İki ay önce burnuna müdahalede bulunmuştum. Eğer gözlerini görmeseydim onu tanıyamazdım. Kendisinin ve arkadaşlarının süsleniş tarzından -ağır makyaj, maskara ve dar bluzlar- tanınmayı o da beklemiyordu. Onu tanıdığımı fark etti: Korku dolu bakışlarının şu anda bile yüzümü yaktığını söyleyebilirim. Onun şansına sır saklamak üzere eğitilmiştim. Bütün bu süre boyunca kocası orada öyle oturdu, tek bir kelime etmedi, beni tartıyordu.

O öğleden sonra, ofis yöneticim Tanya kadının kocasının telefonda olduğunu ve ertesi gün gelip gelemeyeceğini öğrenmek istediğini söyledi.

Tanya'ya olur dedim.

Ertesi gün adam yine muayenehanemdeydi - ama bu kez Hollandalı kız arkadaşına eşlik ediyordu, kız göğüs kaldırma ameliyatı olmak istiyordu.